Bir nerede duracağımı bilemiyorum hikayesi

Konunun çözümü kolay gibi görünümüyor, bunu nasıl yapacağımı henüz bilmiyorum. Hayatımın farklı evrelerinde durmam gerekirken durmayıp sorunlar ile karşılaşıyorum. Bu bazen bir olay bazen en basit bir yazı bile olabiliyor. Bu gece nasıl olduysa rüyama da giriverdi. Rüyam çok farklıydı ama uyandığımda aklıma bu hikaye geldi.

Herşey bir rüya ile başladı;

Türkiye’den Nevada City’ye gidiyorum. Niye gidiyorum, nereye gidiyorum, kim davet etti hatırlamıyorum. Birinin davet ettiğini bana sunulan imkanlar anlıyorum. Zira kendi imkanlarımla gitmiş olsaydım, ortam çok farklı olurdu.

Uzun bir uçak yolculuğundan sonra Los Angeles Uluslararası Havaalanına varıyorum. Hava alanından beni karşılıyorlar. Beni karşılamaya gelen aracın şöförü yolcuğumuzun yaklaşık 7 saat süreceğini ve 445 mil yol gideceğimizi söyledi.

İçinde olduğum aracı inceliyorum. Lüks bir limuzin, bir yerlerden kiralandığı belli. Zira her yerinde limuzin kiralama şirketinin acil durum merkezinin numarası yazıyor. Tam olarak nereye gittiğimizi bir tek aracın şöförü biliyor. Ben sadece hangi şehre gideceğimizi hatırlıyorum. Heyecanla herşeyi unutmuşum, eposta adresimindeki epostaların içinde yazıyor fakat şuan hiç bakasım yok. Araca dönecek olursak. Yanımda bana yolculuk boyunca eşlik edecek güzeller güzeli dört tane kız var, bu küçük ayrıntı için teşekkür ediyorum. Yoksa internette sörf dışında yolculuk boyunca yapacak birşeyim yoktu. Belki kitap felanda okurdum. Biz yola çıkalı 2-3 saat olmuş, şehrin ışıkları çoktan geride kalmıştı. Hava da iyice kararmaya başlamıştı. Havanın kararması kimin umurundaydı ki her zaman bulamayacağım bir ortam varken biz eğlencemize bakalım. Bir ara gözüm dışarıya takılıyor. Kanyon gibi birşeyin yanından geçiyoruz. Birden aracımız duruyor. Şöförün telefonda birileriyle görüştüğünü duyuyorum. Keşke ne konuştuğunu da duyabilseydim. Telefon görüşmesi bittiğinde yanıma geldi. Elinin biri arkadaydı. Bir an kalp atışarım hızlandı. Beni öldürmek isteseler bu kadar yol getirmelerine gerek olmazdı. Bu düşünceden sonra içime bir rahatlama geldi. Zaten şöförün elinde de biraz önce görüştüğü telefonun olduğunu sonradan gördüm. Çok fazla film izlemenin sonucu olsa gerek herşeyden tedirgin olmaya başladım. Şöför aracın bozulduğunu, merkezlerini aradığını en geç 1 saat farklı bir araç ile yola çıkabileceğimi söyledi. Araç içindeki yeni arkadaşlarım ile eğlenceye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ama gözlerim sürekli dışardaki kanyona takılıp kalıyordu. Biraz düşündüm ve şöföre ben şu karşıdaki kanyonu biraz gezmek istiyorum dedim. Şöför araçta kalmamı kendisinin de buraları bilmediğinden söyledi. Bu arada hava iyice kararmış, şans eseri dışarıdaki dolunay etrafı oldukca aydınlatıyordu. Araçta kızlar olduğu halde ben dayanamadım kanyona gidiyorum diyerek kanyona doğru yürümeye başladım. Araçtan baktığımda çok yakın gibi görünen kayalıklara bir türlü varamamıştım. Belki bu kadar çok alkol almaysaydım, herşey daha güzel olabilirdi diye kendi kendime söylendim. Ne kadar yürüdüm bilemiyorum, kayaların ay ışındaki gölgelerine ulaştığımda soluklanmak için durdum. Geriye dönüp baktığımda artık Limuzini göremiyordum. Halbuki şöföre göz temasını kaybetmeyeceğime söz vermiştim. Bazen kontrolümü kaybedip kendimi ilk defa doğaya çıkmış bir çocuk şaşkınlığında buluveriyorum. Sanırım yine öyle bir şey oldu ve ben hiçbirşeyi umursamadan yürüdüm.

Üstümdeki kıyafetler, ayağımdaki ayakkabı uygun olmadığı halde nasıl olsa ben kaya tırmanmayı biliyorum diyerek bir kayayı gözüme kestirip yükselmeye başladım. Ayaklarım ayağımdaki ayakkabıdan dolayı arada sırada kaysa da 5mt kadar yükseldim. Emniyet kemerim, ipim yada beni düşersem tutacak hiç birşey yoktu. Genelde yerli sporcular yanlarında kalın minderleri ile geldikleri için düşünce yaralanma gibi bir dertleri olmuyor. Düşerlerse mindere düşüyorlardı. Birşey oldu, ne olduğunu farkettiğimde ayağımda bir gariplik hissettim. Oynatmaya çalıştığımda canım çok yandı. Etrafımdaki kaya parçalarından son tuttuğum kayanın yerinden kopmuş olduğunu ve benide yere düşürdüğünü anladım. Düşmenin etkisi ile bayılmış olmalıyım ki düştüğümü kendime geldiğimde anladım. Peki şimdi ne olacaktı. Ne kadar süredir yürüdüğümü zaten bilmiyordum. Kendimi kaptırıp yürümüş, gelmiştim. Ne kadar süredir baygın olduğumu da bilmiyordum. Keşke evden çıkarken bir kol saati taksaydım dedim kendi kendime ama bunun için çok geçti. Bir dk, benim bir cep telefonum olacaktı, 3Gli hatta yeni almıştım, daha taksitleri bitmedi. Telefondan saate bakabilir hatta yardım bile çağırabilirim. Ama roaming ücretleri. Ne saçmalıyorum, evimden kilometrelerce uzakta, farklı bir kıtada, yabancı bir ülkede, üstelik ayağım da kırık ve ben roaming ücretini düşünüyorum. Telefonu cebimden çıkardım. Olamaz, düşmenin etkisi ile kırılan sadece bacağım değilmiş, telefonum da kırılmış. Şimdi ben ne yapacağım. Deminki uzun durum cümleme bir de çalışmayan telefon eklendi.

Ben neden içinde bulunduğum lüks limuzin ve daha önemlisi içindeki dört tane kızı bırakıp kayalara koştum. Beklemekten başka çarem görünmüyor. Birileri beni bulur diye umuyorum. Keşke telefonum çalışsaydı da 911’i felan arasaydım.

Benim kayalıklara koşmamdan 2 saat sonra limuzin şöförü, 911’i arayıp, kayıp bir kişi olduğunu haber vermiş. Kayalıklarda kırık ayağımın etkisiyle baygınlık geçirmişim. Gözümü açtığımda kendimi hastanede buldum.

Devam edecek …

The following two tabs change content below.

Bahri Meriç CANLI

Web Geliştiricisi, Linuxcu, Dağcı, Amatör Telsizci, Girişimci, Motorcu

Latest posts by Bahri Meriç CANLI (see all)