Neden artık blog yaz(a)mıyorum?
Posted by Bahri Meriç CANLI on Ara 12, 2010
Blog yazmaya 2005 yılında başladım. 2009 Aralık ayına kadar artan bir ivme ile iyi yada kötü birşeyler yazıyordum. Zaten çocukluğumdan beri birşeyler yazmayı da seviyorum. 2009 Aralık ayında sunucumun güç kaynağı yandı. HP sunucumun içindeki verileri de hala alabilmiş değilim. Şuan evde çamaşır makinesinin yanında yaklaşık bir yıldır çamaşırlığa sehba vazifesi yapıyor. Silinen yazılarımın artık yeterince yeni yazı yazamama etkisi var bilemiyorum fakat şuan da istesemde yazamıyorum. Onun yerine Twitter üzerinden birşeyler yazmak daha pratik geliyor. Sonuçta içime sinecek bir paragraf yazı yazabilmek için bile en az 15-20 dk düşünmem gerekiyor. Twitter’da ise yazıyorum ve gönderiyorum. Hatta bazen robota bağlayıp yazdığımı kontrol etmeyi bile ihmal ettiğim oluyor. İmla hataları ile birlikte gidiveriyor bir cümlelik yazım. Twitter üzerinden de diğer sosyal medya sitelerine zincilerme olarak dağılıyor. Aynı cümle için farklı gruplardan bazen farklı bazen benzer geri bildirimler alıyorum. Blog yazarken bu kadar çabuk geri bildirim alabilmem mümkün olmuyordu. Kısaca yazdığım uzunca bir yazıyı sınırlı bir kitleye ulaştırıken şimdi çoğu zaman bir cümlelik yazıyı daha geniş bir kitelye ulaştırabiliyorum.
Son zamanlarda yapılan bir araştırma, benim de içinde bulunduğum yaş grubunda(18>X<30) blog kullanımının azaldığını ve yerini sosyal medya sitelerine bıraktığını gösteriyor. 2007 yılında çalıştığım şirket bu alandan çıkış yaparken blog kullanımının bir tepe noktası olduğunu ve bunun çok uzun sürmeyeceğini bu işin içindeki kişiler olarak öngörüyorduk. Günümüzde herkesin bir blogu olmalı anlayışı yerini amaca yönelik ve tabiri caizse kalbur üstü bir blog kitlesine bırakmaya başladı.
Son olarak blog devrinin kapanmaya başladığı günümüzde yıllardır kişisel sitemin ana sayfasını blog modülü ile değiştirmeme inadımın artık bir anlam kazandığını söyleyebilirim. İlerde blog yerini sosyal medya akış takibine bıraktığında siteme sadece bir modül daha ekleyeceğim.
Birşeyleri elde etmek üzerine
Posted by Bahri Meriç CANLI on Eki 28, 2010
Bu yazıyı otobüs ile eve giderken yazmıştım. Hayat çok garip; yazarken ki psikolojim ile şimdiki psikolojim arasında dağlar kadar fark var. Fakat birazdan okuyacağınız fikirlerimin doğruluğunun sağlamasını biraz önce bir kez daha yapmış oldum.
Bir şeyi elde etmek için öncelikle istemek gerekir. İstemek zincirin ilk halkasıdır. Fakat çoğu zaman (sanırım bazı durumlarda bebekler yapabiliyor) sadece isteyerek birşeyleri elde edebilmek mümkün değil. İstediğin şeyi elde etmek için çaba sarfetmek gerekir. Çaba sarfederek genelde istediğini elde edersin. Bazende öyle bir an gelirki sadece istemek yada elde etmek için çaba sarfetmek yetmez. Belirli bir zamanın geçmesi, belirli bir hayat kesitinin de yaşanması gerekir.
Bunu son bir yıl içerisinde kendi hayatımda bolca gözlemliyorum. İstediğim yada çaba da sarfettiğim bir sürü şey istesemde o anda olmuyor. Fakat bazıları belirli bir zaman sonra farklı şekilde de olsa gerçekleşebiliyor.
Bazen keşke demeden kendimi alamıyorum “keşke hayatta herşey bebeklerin karınları açıktığında ağlayıp yemek istemeleri ve yemeğin gelmesi kadar kolay olsa.” Sonradan düşünüp o zamanda eldekilerin kıymetini anlayamazdık deyip bu düşüncelerden vazgeçiyorum.
Bu devirde ne telsizi kardeşim?
Posted by Bahri Meriç CANLI on Eyl 24, 2010
Telsiz ve benzeri teknolojilerle yıllar sonra yeni yeni uğraşmaya başladım. Bir tane telsiz edindim. Amatör telsizcilik lisansı almaya çalışıyorum. “Gsm ağlarının ülkenin her köşesine(onlar öyle sanıyor) yayıldığı günümüzde telsiz kullanmaya neden ihtiyaç olsun ki” diyebilirsiniz. Normal şartlarda normal insanlar(işine giden iş çıkışı parası varsa eğlenmeye giden yoksa evine gidip televizyon izleyen) için böyle birşeye ihtiyaç yok. İhtiyaç duyuyorsa zaten oda “normal insan” değildir.
Peki ben neden ihtiyaç duyuyorum. Sıralamak gerekirse;
- Dağda yada dağ ile sınırlamazsak doğa da birden fazla kişi(aslında tek bir kişi için daha çok ihtiyaç olabilir) ile yapılan herhangi bir faliyette ekip içi kordinasyon sağlanması ve olası bir acil durumda iletişim kurmak için kullanıyoruz.
- Doğada değiliz şehirdeyiz ve ekip halinde uzak mesafelerde bir iş yaparken de kullanıyoruz.
- İşin bir de afet haberleşmesi boyutu var.(İnşAllah kullanmak zorunda kalmayız) Bir afet halinde sadece afetin olduğu bölge değil nederdeyse tüm ülkede telefon hatlarında başta yoğunluk(yoğunluk kısmi de olsa sistemlerin çökmesine bile sebep olabilmekte) ve teknik arızalar(karasal hatların kopması, elektrik kesintisi vs) halinde oluşabilcek iletişim kopuklukları sırasında yine koordinasyon ve iletişim için kullanılmakta.
- Birde eğlence boyutu var. Lise yıllarından beri telsizlerle bir şekilde uğraşmaktayım. O yıllarda tüpçülerin telsizde söyledikleri türküleri dinlemekte eğlenceliydi.
AKUT Kürşat AVCI dağ evindeydik
Posted by Bahri Meriç CANLI on Haz 13, 2010
Geçtiğimiz hafta sonu (5-6 Haziran 2010) Zirve Dağcılık eğitmen eğitimi için AKUT Kürşat AVCI dağ evine gitmeden önce internette biraz araştırma yaptım. Google aramalarından pek bir sonuç elde edemedim. Bu sebeple ben birşeyler yazayım. Benim gibi bilgi arayanlar biraz daha fazla bilgiye ulaşabilsinler.
Dağ evi aslında dağda değil. Aladağların eteklerindeki köylerden biri olan Çukurbağ köyüne bağlı Martı mah. içerisinde. Köy merkezi ile Martı mah. arası ~2 km. Köydeki pideciye gitmek için ha geldik geliyoruz derken bilmeden o 2 km. yolu yürümüşüz. Ama pideler bu yolu yürümeye değiyor.
Martı mah. içerisinden şuanda alışveriş yapılacak herhangi biryer bulunmuyor. Bu sebeple her alışveriş için köy merkezine gitmek gerekiyor.(Daha önce bakkal/market açılmış ama tutmayınca kapatmışlar.) Gerçi dağa giderken çoğu zaman köyün içinden geçiliyor.
Son olarak ta bir AKUT gönüllüsü olarak AKUT’un dağ evinde yapılan Zirve Dağcılığın bütün bölgelerinden gelen eğitmenleri/eğitmen adaylarının bulundupu toplantıya AKUT Niğde ekibinden birilerinin gelip kendini tanıtıp bir acil durumda bize ulaşabilirsiniz demesini beklerdim.


Neden yazıyorum?
Posted by Bahri Meriç CANLI on May 23, 2010
Asıl yazmak istediklerimi yazmadan “neden birşeyler yazıyorsun” diye soran bir arkadaşımını sorusu üzerine aklıma gelenlerden birz bahsetmek istiyorum. Öncelikle bu konuyu hiç düşünmemiştim. Her konuda olduğu gibi bu konununda tek bir sebebi yok. Hemen aklıma gelen bazı sebepleri yazayım.
Sanırım en önemli şey benim yazmaya ihtiyacım var. En yakınımdaki insanlar dışındakiler bilmeyebilir fakat ben 9-10 yaşıımdayken de yazardım. O zaman kağıtlarım vardı. Yıllar sonra yazdıklarımı tekrar okumaktan da mutlu oluyorum. Hayat içinde geçirdiğim süreçlerin etkileri ister istemez yazdıklarıma da yansıyor. Kendi kendimi yazı sitilimdeki, yazı konularımdaki değişimlerden izleyebiliyorum.
Sanırım teknik konularda yazılar yazmamın en önemli sebebi de hala bunları yüz yüze insanlara anlatacak konumda olmamamdan kaynaklanıyor. Benim için önemli bir boşluk diyebilceğim bir konu bu, bir topluluğa bildiğim bir konuda birşeyler anlatmak. Bunu hala yapamamış olmamın tek bir sebebi yok. Hala bunu istiyormuyum ondan bile emin değilim. Zira çok tembelim son zamanlarda iyicene tembelleştim. Hatta azcık spor yapıyor olmasam kesin obez olmuştum diyebilirim.
Neden yazıyoruma verilebilecek diğer bir yanıtta kocaman bir egom olduğu gerçeğidir. Biraz idaalı bir şey olacak ama. Yazdıklarım okundukca yada yazdığım kodlar kullanıldıkça egom biraz daha büyüyor.
Sap ile samanı karıştırmamak adına asıl yazacağım konuyu ayrıca yazayım.






