TL simgesi ve kullanımı

Posted by Bahri Meriç CANLI on Nis 23, 2012

¨ Merkez bankası bilgi edinme yolu ile “nasıl kullanacağız bu simgeyi?” diye sorduğum soruma aradan bir ay geçikten sonra nihayet geçen hafta yanıt verdi. Hepimiz rahatladık. Zira bilboardlarda, internet sitelerinde ve TV reklamlarında TL simge kullanımı konusunda bir kaos vardı.

TL simgesi, rakamın (parasal tutarın) solunda mı, sağında mı kullanılır?

Uluslararası uygulamalara paralel olarak simge, rakamın (parasal tutarın) solunda ve boşluk bırakılmadan kullanılır.

 TL simgesi (¨), “TL” kısaltmasının yerine mi kullanılacaktır? TL simgesinin (¨) kullanımı ile birlikte “TL” kısaltması kullanımdan kaldırılacak mı?

“TL”, Türk lirasının kısaltması, “¨” ise Türk lirasının simgesidir. Türk lirasını ifade edebilmek amacıyla kullanıldığı yere göre, aynı anda kullanmamak koşuluyla ya simge ya da kısaltma kullanılabilir. Metinlerde ve resmi yazışmalarda açıkça yazılması (Türk lirası) veya kısaltmasının (TL) kullanılması tercih edilirken grafik, tablo vb. yerlerde simgenin (¨) kullanılması tavsiye edilir.

 

Gelelim web sitelerinde kullanımına;

Ben cufon ile kullanmayı tercih ediyorum. TL simge içeren fontu buradan indirebilirsiniz. Kullanımı için de aşaıdaki javascriptleri kullanmanız yeterli

 

 

<script src="http://cufon.shoqolate.com/js/cufon-yui.js" type="text/javascript">
</script>
<script src="AbakuTLSymSans_400.font.js" type="text/javascript">
</script>
<script type="text/javascript">
Cufon.replace('.price', { fontFamily: 'AbakuTLSymSans', hover: true });
</script>

ve kullanmak istediğiniz yerde de


<p>
<span class="price">¨</span> 650
</p>

satırlarını ekleyin. Ve sonuçta

¨ 650

gibi birşey elde edeceksiniz.


Bir nerede duracağımı bilemiyorum hikayesi

Posted by Bahri Meriç CANLI on Mar 26, 2012

Konunun çözümü kolay gibi görünümüyor, bunu nasıl yapacağımı henüz bilmiyorum. Hayatımın farklı evrelerinde durmam gerekirken durmayıp sorunlar ile karşılaşıyorum. Bu bazen bir olay bazen en basit bir yazı bile olabiliyor. Bu gece nasıl olduysa rüyama da giriverdi. Rüyam çok farklıydı ama uyandığımda aklıma bu hikaye geldi.

Herşey bir rüya ile başladı;

Türkiye’den Nevada City’ye gidiyorum. Niye gidiyorum, nereye gidiyorum, kim davet etti hatırlamıyorum. Birinin davet ettiğini bana sunulan imkanlar anlıyorum. Zira kendi imkanlarımla gitmiş olsaydım, ortam çok farklı olurdu.

Uzun bir uçak yolculuğundan sonra Los Angeles Uluslararası Havaalanına varıyorum. Hava alanından beni karşılıyorlar. Beni karşılamaya gelen aracın şöförü yolcuğumuzun yaklaşık 7 saat süreceğini ve 445 mil yol gideceğimizi söyledi.

İçinde olduğum aracı inceliyorum. Lüks bir limuzin, bir yerlerden kiralandığı belli. Zira her yerinde limuzin kiralama şirketinin acil durum merkezinin numarası yazıyor. Tam olarak nereye gittiğimizi bir tek aracın şöförü biliyor. Ben sadece hangi şehre gideceğimizi hatırlıyorum. Heyecanla herşeyi unutmuşum, eposta adresimindeki epostaların içinde yazıyor fakat şuan hiç bakasım yok. Araca dönecek olursak. Yanımda bana yolculuk boyunca eşlik edecek güzeller güzeli dört tane kız var, bu küçük ayrıntı için teşekkür ediyorum. Yoksa internette sörf dışında yolculuk boyunca yapacak birşeyim yoktu. Belki kitap felanda okurdum. Biz yola çıkalı 2-3 saat olmuş, şehrin ışıkları çoktan geride kalmıştı. Hava da iyice kararmaya başlamıştı. Havanın kararması kimin umurundaydı ki her zaman bulamayacağım bir ortam varken biz eğlencemize bakalım. Bir ara gözüm dışarıya takılıyor. Kanyon gibi birşeyin yanından geçiyoruz. Birden aracımız duruyor. Şöförün telefonda birileriyle görüştüğünü duyuyorum. Keşke ne konuştuğunu da duyabilseydim. Telefon görüşmesi bittiğinde yanıma geldi. Elinin biri arkadaydı. Bir an kalp atışarım hızlandı. Beni öldürmek isteseler bu kadar yol getirmelerine gerek olmazdı. Bu düşünceden sonra içime bir rahatlama geldi. Zaten şöförün elinde de biraz önce görüştüğü telefonun olduğunu sonradan gördüm. Çok fazla film izlemenin sonucu olsa gerek herşeyden tedirgin olmaya başladım. Şöför aracın bozulduğunu, merkezlerini aradığını en geç 1 saat farklı bir araç ile yola çıkabileceğimi söyledi. Araç içindeki yeni arkadaşlarım ile eğlenceye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ama gözlerim sürekli dışardaki kanyona takılıp kalıyordu. Biraz düşündüm ve şöföre ben şu karşıdaki kanyonu biraz gezmek istiyorum dedim. Şöför araçta kalmamı kendisinin de buraları bilmediğinden söyledi. Bu arada hava iyice kararmış, şans eseri dışarıdaki dolunay etrafı oldukca aydınlatıyordu. Araçta kızlar olduğu halde ben dayanamadım kanyona gidiyorum diyerek kanyona doğru yürümeye başladım. Araçtan baktığımda çok yakın gibi görünen kayalıklara bir türlü varamamıştım. Belki bu kadar çok alkol almaysaydım, herşey daha güzel olabilirdi diye kendi kendime söylendim. Ne kadar yürüdüm bilemiyorum, kayaların ay ışındaki gölgelerine ulaştığımda soluklanmak için durdum. Geriye dönüp baktığımda artık Limuzini göremiyordum. Halbuki şöföre göz temasını kaybetmeyeceğime söz vermiştim. Bazen kontrolümü kaybedip kendimi ilk defa doğaya çıkmış bir çocuk şaşkınlığında buluveriyorum. Sanırım yine öyle bir şey oldu ve ben hiçbirşeyi umursamadan yürüdüm.

Üstümdeki kıyafetler, ayağımdaki ayakkabı uygun olmadığı halde nasıl olsa ben kaya tırmanmayı biliyorum diyerek bir kayayı gözüme kestirip yükselmeye başladım. Ayaklarım ayağımdaki ayakkabıdan dolayı arada sırada kaysa da 5mt kadar yükseldim. Emniyet kemerim, ipim yada beni düşersem tutacak hiç birşey yoktu. Genelde yerli sporcular yanlarında kalın minderleri ile geldikleri için düşünce yaralanma gibi bir dertleri olmuyor. Düşerlerse mindere düşüyorlardı. Birşey oldu, ne olduğunu farkettiğimde ayağımda bir gariplik hissettim. Oynatmaya çalıştığımda canım çok yandı. Etrafımdaki kaya parçalarından son tuttuğum kayanın yerinden kopmuş olduğunu ve benide yere düşürdüğünü anladım. Düşmenin etkisi ile bayılmış olmalıyım ki düştüğümü kendime geldiğimde anladım. Peki şimdi ne olacaktı. Ne kadar süredir yürüdüğümü zaten bilmiyordum. Kendimi kaptırıp yürümüş, gelmiştim. Ne kadar süredir baygın olduğumu da bilmiyordum. Keşke evden çıkarken bir kol saati taksaydım dedim kendi kendime ama bunun için çok geçti. Bir dk, benim bir cep telefonum olacaktı, 3Gli hatta yeni almıştım, daha taksitleri bitmedi. Telefondan saate bakabilir hatta yardım bile çağırabilirim. Ama roaming ücretleri. Ne saçmalıyorum, evimden kilometrelerce uzakta, farklı bir kıtada, yabancı bir ülkede, üstelik ayağım da kırık ve ben roaming ücretini düşünüyorum. Telefonu cebimden çıkardım. Olamaz, düşmenin etkisi ile kırılan sadece bacağım değilmiş, telefonum da kırılmış. Şimdi ben ne yapacağım. Deminki uzun durum cümleme bir de çalışmayan telefon eklendi.

Ben neden içinde bulunduğum lüks limuzin ve daha önemlisi içindeki dört tane kızı bırakıp kayalara koştum. Beklemekten başka çarem görünmüyor. Birileri beni bulur diye umuyorum. Keşke telefonum çalışsaydı da 911′i felan arasaydım.

Devam edecek …


Yandex haritalar panaroma servisi gayet başarılı

Posted by Bahri Meriç CANLI on Mar 16, 2012

Televizyonda arama motoru reklamlarının döndüğü bugünlerde ön yargılı olarak yaklaştığım bu sitenin Türkiye’de (En azından Ankara ve İstanbul’da varlar) sokak sokak panaromik görüntü sunduğundan bugün haberdar oldum. (Ben askerdeyken olan teknolojik gelişmelerden bir diğeride sanırım bu.) Google’ın Amerika’da yaptıklarını izleyip bizde neden yok derken. Meğer Türkiye’ye yeni yeni giren rus arama motoru Yandex, Rusya ve Ukrayna ile birlikte ülkemizde de bu servisi vermeye başlamış. Kullanmış olduğum Debian GNU/Linux üzerinde Chrome web tarayıcı ile sorunsuz bir şekilde kendi evimi, mahallemin sokaklarını ekranda görmek değişik bir duygu. Android telefonum üzerinden de aynı servisi sorunsuz bir şekilde kullanabiliyorum.

Büyük ihtimalle benim kışlada toz yuttuğum yazın sıcak günlerinden birinde (mahallede kurulan pazartesi pazarıda görünce bir pazartesi günü de diyebiliriz.)  oturduğum apartmanında görüntüsün kaydetmişler. Bu arada kapının önündeki eski transit minibüsler neyin nesi çok merak ediyorum.


Eski yazılarım geri geldi

Posted by Bahri Meriç CANLI on Mar 15, 2012

30 Aralık 2009 tarihinde 29 gündür veri merkezinde bulunan web sunucumun güç kaynağının yanması sonucu öylece ortada kalmıştım. Bütün web sitelerim ve kişisel bloglarımdaki bilgilerim gitmişti. Bir sürü farklı kaynaktan veriyi geri getirmeye çalışmıştım ama olmamıştı. Gün bu günmüş. Yıllardır evde sakladığım sunucuyu bu gün çalıştırıp içindeki verileri aldım. Tam tamına 202 farklı yazım bloguma yeniden eklendi.  Blog kavramının daha yeni oluştuğu 2005 yılında yazdığım ilk blog girdileri, Beril Teknoloji’de ilk işe başladığım zamanda yaşadığım heyecanlar ve hayatımdaki diğer gelişmeler. Mesela Pardus projesi ile tanışmam. Hosting işi ile ilk uğraşmaya başladığım yıllar. Kısacası benim web geçmişim. Verilerimi alıp sunucuyu orada bıraktığıma deydi gibime geliyor. Zira geçmişim hiçbir para ile satın alınamayacak kadar değerli.

Bu verilerin geri gelmesine o kadar çok sevindim ki o sırada sevinçten yapacak hiç birşey bulamadım. Bari yaptıklarımı fotoğraflayım dedim.

Bu işlem sırasında teknik serviste linux cdsi bulamasamda sürekli yanımda taşıdığım içinde şuanda ubuntu 10.10 yüklü olan usb FSF kimlik kartım bu konuda her zamanki gibi imdadıma yetişti.


Şarkılara anlam yüklemeyi denedim

Posted by Bahri Meriç CANLI on Şub 26, 2012

Bir proje için kelimelerden kişilik analizi yapmayı deniyordum fakat bu proje henüz bitmedi, hala üzerinde çalışıyorum. Askerde Cudi dağına ve Gabar dağına bakarak nöbet tutarken can sıkıntısından dağ şarkılarını toplamaya başladım hatta bunlar için bir de blog açtım dağ şarkıları diye.

Sonra farkettim ki dağlar hep aynı yerdeler fakat dağlar için, dağlara yazılan şarkılar hayat görüşü, düşüncesi birbirine zıt olan insanlar tarafından bile yazılıp söylenebiliyor. İnsanlar dağlar etrafında toplanabiliyorlar. Onların yücelikleri karşısında bazen onlara sığınıp bazende onlara isyan edebiliyorlar.

Dağ şarkı ve türkülerini toplarken elimde içinde dağ geçen bir sürü farklı görüşten kişini yazdığı şarkılar ve türküler oldu.

Peki bu veri ile insanlar hakkında bir sonuca varabilir miyim diye düşündüm. Askerde bir grup denek üzerinde yaptığım çalışma olumsuz sonuç verdi. Siyasi görüşünü bildiğim bir şarkıcının dağlar ile ilgili şarkısını dinleyen kişileri eldeki veri ile şu siyasi görüştedir diye sınıflandıramadım. Belki benim elimdeki hedef kitle ile verilerim çakışmadı belkide bunu bir gerçek olarak kabullenmek gerekiyor.

Şarkılar evrenseldir ve ne anlatmak istediği onu dinleyen kişiye özeldir.